Aylık arşivler: Nisan 2018

23 Nisan Üzülüyor İnsan

Üç gün önce, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nı kutladık.

Kutladık dedikse sözün gelişi; yine bir tür yasak savdık!

Dünyadaki tek çocuk bayramında, uzak – yakın kültürlerin minik temsilcileri rengârenk ulusal giysilerinin içinde ülkemizi egzotik bir çiçek bahçesine çevirirlerdi.

Çocuklar güzeldir; bunca kirlenmişliğin içinde sakız beyazı gülüşleri, aydınlık bakışlarıyla yaşamdan çaldıkları yılları yaşarlar.

Yoksa bu son tümcede de “di’li geçmiş zaman” mı kullanmalıydık?

Din adamı geçinen kimi sapkınların, çocuklarımızı topluma birer ‘cinsel obje’ gibi sunabildiklerini anımsayınca galiba öyle…

İşte, bu kişilerin sabuklamalarıyla (hezeyan) koşut olarak son yıllarda kanımızı donduran acı gerçekler yaşıyoruz.

23 Nisan Üzülüyor İnsan yazısına devam et

Büyüklere Masal

Ülkemizde ve dünyada olup bitenleri izlerken kimi zaman kendimizi bir hayvan belgeselinin savunmasız öznesi gibi duyumsuyoruz:

Boğazına çöken yabanıl hayvan saldırısı karşısında bir tür felce uğrayıp kaskatı kesilmiş (paralize) durumda…

Kimi zaman da ibretlik bir öykünce (fabl), ete kemiğe bürünüyor! Örneğin, İÖ 620’de doğmuş, Eski Yunan köle – düşünür Ezop’un şu masalı:

Kurt, dereden su içen kuzuya yaklaşmış:

– Suyumu bulandırıyorsun!

Dere sizden bana doğru akıyor, suyunuzu bulandırmış olamam.

– Ayrıca, sen geçen yıl bana sövmüşsün.

– Doğru olamaz, ben geçen yıl daha doğmamıştım.

– Sen değilsen kardeşindir.

– Benim kardeşim yok ki!

– Seninkilerden biridir mutlaka. Benden iyi mi bileceksin! İşiniz gücünüz benimle uğraşmak, çobanlarınızla köpekleriniz anlattı bana. Sana ve senin gibilere haddini bildirme zamanı geldi!

Ve kurt, kuzuyu kapıp ormanın derinliklerinde kaybolmuş. Kuzucuğu bir daha da gören olmamış.

Büyüklere Masal yazısına devam et

‘Atlı Süvari’nin Dönüşü!

Medya, ‘doğru ve güzel Türkçe’ açısından, bizim gazeteciliğe başladığımız 1970’li yıllara oranla çok kan kaybetti.

O yıllarda bir muhabir, yazdığı haber metninde örneğin, eş anlamlı iki sözcüğü aynı tümce içinde kullanmışsa meslek büyüklerimiz şu tekerlemeyi söyleyerek kendisiyle en azından dalga geçerlerdi:

“Babıâli yüksek kapısından mürur edip geçerken yek bir atlı süvariye rastgele tesadüf ettim.”

Bilindiği gibi “Babıâli” zaten ‘yüksek kapı’ demek; “mürur etmek” ile “geçmek”, “yek” ile “bir”, “atlı” ile “süvari”, “rast gelmek” ile “tesadüf etmek” de eş anlamlı.

‘Atlı Süvari’nin Dönüşü! yazısına devam et

TRT’den Türkçe İncileri!

Arapça kökenli “liyakat” (ikinci hecesi uzatılarak ve ‘t’ harfi inceltilerek ‘liyaakât’ diye okunur), son zamanlarda sıklıkla kullandığımız bir sözcük. ‘Kişinin iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu’ demek.

Kamu kurumlarımızın, uzun yıllardır hemen her iktidar tarafından ‘kayırma’ amaçlı kullanıldığını hepimiz biliyoruz.

Ama bu denli ‘kör, kör parmağım gözüne’ durumları pek yaşamamıştık.

Örneğin TRT, varlığını vergilerimize borçlu olan bir kamu kurumu. Elektrik faturalarımızdan bile TRT’ye pay ödüyoruz.

Kurumun 2954 Sayılı Türkiye Radyo Televizyon Yasası’nın 5’inci Maddesi “b” fıkrasıyla kendisine verilen “Atatürk ilke ve inkılaplarını kökleştirme” görevini yerine getirmediği gibi, ‘Atatürk düşmanlarını ekran ve mikrofonlarının gediklisi’ yaptığını, bu köşede defalarca yazdığımız için yinelemeyeceğiz.

Aynı yasa maddesinin “g” fıkrasıyla TRT’ye yayınlarında, “kolay anlaşılır, doğru, temiz ve güzel bir Türkçe kullanma” görevi verilmiş olduğunu anımsatarak kurumun bu açıdan geldiği noktaya dikkat çekmek istiyoruz.

TRT’den Türkçe İncileri! yazısına devam et