Aylık arşivler: Ocak 2018

Yazım, Kara Yazım -1

Yahya Kemal, toplumca ‘doğru ve güzel Türkçe’ konuşup yazabilmemiz için şu umuda bel bağlamıştı:

“İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzelecek; çünkü, o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil!”

Üstadın tanısının doğruluğuna kuşku yok da umutlarının şimdilik boşa çıktığı bir gerçek.

Geldiğimiz noktada, toplumca kafamız çok bozuk.

Freedom House’un 2018 Dünyada Özgürlükler Yazanağı’na göre Türkiye, ‘özgür olmayan ülkeler’ ligine düştü. 195 ülke arasında, son 10 yılda ‘özgürlüklerin en çok gerilediği ülke’ oldu.

Nasıl olmasın ki!

Yazım, Kara Yazım -1 yazısına devam et

‘Hak İhlaline Son’ Çağrısı

Amerikalı ile Rus, arkadaş olmuşlar. Rus, Moskova metrosunu öve öve bitiremiyormuş. Günün birinde, Amerikalının yolu Moskova’ya düşmüş. İki arkadaş buluşup metro trenine binmişler. On dakika sonra elektrikler kesilmiş. Amerikalı, Rus’a takılmış:

– Anlatırken yere göğe sığdıramadığın metronuz bu mu?

Alı al, moru mor Rus, savunma çaresizliği içinde ne dese beğenirsiniz:

– Ama, siz de Kızılderililileri kestiniz!

Ülkemizde egemen siyasetçiler de hukukun üstünlüğünü dillerinden düşürmüyorlar. Ama, yargı organları kendilerinin istenci dışında bir karar almayagörsün; açık yasa hâttâ Anayasa hükümlerini nasıl eğip bükeceklerini bilememenin çaresizliği içinde sözüm ona savunmaya geçiyorlar.

  ‘Hak İhlaline Son’ Çağrısı yazısına devam et

İki Sevgi İnsanına Veda

Geçen cuma günü, biri tiyatro – sinema, öteki mimarlık ve basın yayın dünyasının iki ünlüsünü yitirdik; Münir Özkul ve Aydın Boysan’ı. İkisi de olup bitenleri alacakaranlık kuşağı ürpertisi içinde izlediğimiz günümüz Türkiye’sinin, siyah egemen resim paletindeki en canlı, en parlak renklerdendi.

Özkul, bir bakıma şanslıydı; 2003 yılından beri ‘demans’ hastası olduğu için bu dönemin derin toplumsal acılarının ayırdında olmadı. Gerçi, 93 yıllık ömründe pek çok acı çekti ya!

 ‘OĞLUM, ERKEKSEN

ERKEĞE TOKAT AT’

Münir Özkul, doğuştan sanatçıydı. Karikatürcü olmak isterken tiyatrocu oldu. 1940’ta henüz 15 yaşındayken kendini Bakırköy Halkevi sahnesinde buldu; Eugène Marin Labiche’in “Mahcuplar” oyunuyla. Ne var ki sanatçı duyarlılığı onu aynı yaşlarda alkole yöneltti. Bu illetten kurtulabilmek için 11 kez akıl hastanesine yattı. Genç Özkul, birlikte olduğu kadınlara, aşırı içkinin etkisiyle zaman zaman şiddet uyguladığını işiten babasından, kulağına küpe olacak şu zılgıtı yemişti:

– Erkeksen, erkeklere tokat at!

İki Sevgi İnsanına Veda yazısına devam et

Kazı Kaybet Çalış Kazan

Sabahattin Kudret Aksal’ın “Kahvede Şenlik Var” oyunundan bir replik:

Bütün güzel yerlere, dik bir yokuş tırmanılarak (…) ulaşılır bayım!”

Yılbaşı öncesi Eminönü’nde sabahın köründe, devasa ‘S’ harfi çizen piyango bileti kuyruklarını görünce ilkin ‘umut dünyası’ dedik!

Hemen ardından ise kafamızdan şu düşünceler geçti:

Evet, milletimizin işsizlikten kırıldığı bir gerçek.

Ama, halk dalkavukluğu yaparak kendimizi kandırmayalım; emeksiz yemeği, çöpsüz üzümü, bal tutup parmağını yalamayı, avanta lavantayı… toplumumuzun geniş kesimlerinin pek sevdiğini de itiraf edelim.

Kazı Kaybet Çalış Kazan yazısına devam et