Yıllık arşivler: 2018

İki Kere Sekiz Kaç Eder

İki fare, süt güğümüne düşmüş. Farelerden biri, birkaç çırpınıştan sonra kendini bırakıp güğümün dibini boylamış. Öteki ise kurtulmak için öylesine çaba harcamış ki sütün üzerinde bir tereyağı topağı oluşmuş, fare de topağın üzerine çıkıp kendini kurtarmış.

Çevremizde, belli siyasal nedenlerle insanlarımızın derin bir umutsuzluk içinde olduklarını görüyoruz. Hemen silkinip bu ruhsal çöküntü hâlinden kurtulmalıyız. Kendi tereyağı topağımızı oluşturmamız elbette güç ama imkânsız değil.

Teslimiyet ise hiçliğe karışmak, yok olmak demek.

İki Kere Sekiz Kaç Eder yazısına devam et

Gülelim Ağlanacak Hâlimize

Gülmek için yüzümüzdeki sadece 17 adeleye ihtiyacımız olduğunu işitmişsinizdir. Surat asmak için ise 43…

Tv’lerdeki matrak bir reklama bakılırsa gülmenin (baklava görünümlü) karın kası yapması da cabası!!!

Ama, salt 2018 Türkiye’sinde yaşıyor olmaktan doğan yükler omzumuza bin(diril)dikçe bir bakıyoruz ki fazla mesai yapan yüz adelesi sayımız 17’den 43’e fırlayıvermiş!

– Ne’n var? Yine yüzün düştü, diyorlar.

Şükür ki hâlâ bir yüzümüz var ki düşüyor! Düşecek yüzü olmayanlar ya da biri düşerken öteki kalkabilen iki yüzlüler düşünsün!

Gülelim Ağlanacak Hâlimize yazısına devam et

Şiir Fısıldayan Bir “Ahlat Ağacı”

Seyirlik sanat dallarından en eskisi olan tiyatroyu, “7. sanat” sinemaya yeğleyenlerdeniz.

“Çatlasak da patlasak da” günümüz iktidarınca yıkılan AKM’nin dili olsa da artık söyleyemez; Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı”ndan, Roberto Athayde’in (Tomris Uyar çevirisi) “Miss Margarita Yöntemi”ne değin pek çok oyunu orada izleme şansına erişmiştik. (İlk anda bu iki piyesin aklımıza gelmesi ilginç olabilir. ABD’de komünist avının yapıldığı karabasan dönemini anlatan “Cadı Kazanı” oynatılırken AKM -kırk sekiz yıldır hâlâ aydınlatılamayan bir nedenle- yanmış ya da yakılmıştı! Dünya ölçeğinde eğitim dizgelerini eleştiren tek kişilik oyun “Miss Margarita Yöntemi“nde de -sanırız, oyundaki ‘sorgulayıcı eğitim’ önerisine sinirlenen- bir izleyici, sahneye fırlayıp sanatçı Ülkü Duru’yu tokatlamıştı.)

Tiyatro için “İnsanı, insana, insanla ve insanca anlatan sanat dalı,” denir. Bizim, kişisel olarak niçin tiyatroyu yeğlediğimizin yanıtı, bu tanımdadır.  Şiir Fısıldayan Bir “Ahlat Ağacı” yazısına devam et

‘Negatif Seleksiyon’

Hitler Almanya’sından 1936 yılında kaçıp Türkiye’ye sığınan Alman İktisat Profesörü Fritz Neumark, 1952’ye dek İstanbul Üniversitesinde eğitim vermiş. “Hocaların hocası” bilim insanına, Türkiye’den ayrılırken yaptığı söyleşi toplantısında bir gazeteci, çok ilginç bir soru sormuş:

Türkiye’de 16 yıl kaldıktan sonra ülkemizi nasıl özetlersiniz?

Prof. Neumark’ın yanıtı kısa ve net olmuş:

– Negatif seleksiyon!

Yani, olumsuz seçim!

Bu sözün dirimbilimsel (biyolojik) anlamı:

Doğa, tüm değersiz canlı türlerini bir bir ayıklıyor, değerlileri bırakıyor (pozitif seleksiyon).

Neumark’a göre, biz Türkler ise ‘değerlileri önemsiz’ sayıp ayıklıyor, ‘değersizleri önemli’ bulup seçiyoruz!

‘Negatif Seleksiyon’ yazısına devam et

KÖPEKNAME

Mecnun, bir köpeğe bakarken dalıp gidince yanındakiler meraklanıp sormuşlar:

Hayrola? Köpeğin diğerlerinden farklı bir özelliği mi var?

– Hayır! Bu da ötekiler gibi bir köpek ama Leyla’nın köyünden geliyor.

Leyla’sına olan destansı aşkı; salt onunla aynı toprağa ayak bastığı, aynı havayı soluduğu, kim bilir belki de başını şefkatle okşadığı hüzünlü bir sokak köpeğine yönelen bakışlarına bile yansımış olmalı, Mecnun’un.

Aslında, bu gezegeni paylaştığımız canlı – cansız tüm varlıklar gibi, sokak köpekleri de sevgimizle birlikte saygımızı hak ediyor.

İsmet Zeki Eyuboğlu, Eski Türklerin “On İki Hayvanlı Takvim”inde “İt (köpek) Yılı” denilen bir dönem olduğunu, dolayısıyla da atalarımızın köpeği kutsal saydıklarını (*) belirtiyor.

Evcilleştirilmesinden bu yana geçen 14 bin yıldır insana çok yakın olan bir canlının adının, zaman içinde nasıl olup insan için bir aşağılama sıfatına dönüştüğünü ise anlamak güç.

Örneğin, şöyle bir atasözümüz var:

İtin (köpeğin) duası kabul (makbul) olsa (-ydı) gökten kemik yağar (-dı).”
Aşağılık kişinin istediği olsaydı dünya, yalnız kendisinin işine yarayan, başkalarını rahatsız eden şeylerle dolardı, anlamında…
Köpeği, aşağılık insan ile özdeş sayıyoruz.

Öte yandan, “çok yaltaklanan” kişilere de “köpek gibi” diyoruz.

KÖPEKNAME yazısına devam et