Aylık arşivler: Haziran 2017

Aykırı Durumlar

“Tarlakuşuydu Juliet / Gezip tarlada biraz uçtu / Sonra Romeo’nun kafasına pisledi / Ve gitti başka bir tarlaya kondu”

Ölümsüz aşkın tiyatro hâli, Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”i… Birbirine düşman iki ailenin çocukları olan sevgililer, bir dizi talihsizlik sonucu ölümü seçmeyip de gizlice yaptıkları evliliği sürdürseler mutlu olurlar mıydı?

Efraim Kişon’un “Tarlakuşuydu Juliet” oyununa göre, ‘mutsuzlukta dibe vururlardı’!

Aykırı Durumlar yazısına devam et

BAYRAMLIK

Üç gün sonra Şeker (Ramazan) Bayramı.

Yurttaşlarımızın, hiç değilse üç günlük bayramı ağız tadıyla geçirmelerini dileriz.

Bütçesinden, kısa dinlenceye pay ayırıp ‘tebdili mekândaki ferahlık’tan yararlanacak olanlarımız şanslı. İşlerine, kendilerini ‘şarj’ etmiş olarak dönecekler.

Şarj deyince yeni türetilen bir sözcüğü anımsadık; “plagomani”. Kişinin cep telefonu ‘şarj’ına ilişkin hastalıklı saplantısı, demekmiş.

Günümüz insanı, ‘ya telefonuma yüklediğim elektrik gücü biter de arayanlar bana ulaşamazsa!’ hastalığından mustarip demek ki! (Yüce Tanrı başka keder vermesin!)

En çok da cep telefonuyla kara sevdaya benzer bir ilişki içindeki biz Türkleri tehdit eden bir hastalık olmalı bu!

Ama, “plagomani” sözcüğünü bulan biz değiliz; bilim ve uygulayımbilim (teknoloji) üstünü ileri Batı.

BAYRAMLIK yazısına devam et

Huzur Yolculuğu

Boğaziçi’nde deniz, birkaç gündür sürekli renk değiştiriyor. Dün, su yeşiliydi. Bu sabah Büyükdere Koyu, göztaşı renginde bir krater gölü olup çıkmış!

Çubuklu sırtlarına güneş doğuyor; koruluğun denizle buluştuğu yerdeki mavi karanlık, Beykoz’a doğru yerini, sim rengi parıltılara bırakıyor.

Dünyanın, içinden deniz geçen tek kenti İstanbul, göz alıyor.

Ve, insanoğlunun hiç bitmeyen, bitmeyecek huzur arayışında ömür boyu gezseniz keşfedemeyeceğiniz gizli durakların, sığınakların mekânı Boğaziçi.

Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın “Huzur” romanını yeniden okuma zamanıdır. Büyük edebiyatçımız, o yapıtında Boğaziçi‘ni; Nuran’la Mümtaz’ın aşkını bile geri plana iten başat bir roman kişiliği olarak ‘huzur’una çıkarır okurun.

Huzur Yolculuğu yazısına devam et

Balkanlardan Balkonlara

Haziran, sözünü tuttu! Yazın ilk ayının ilk gününde sıcak hava, nemle birlikte geldi.

Doğa, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bu Sabah Hava Berrak” şiirini, küçük bir değişiklikle söyletiyor:

“Güzel şeyler düşünelim diye / Rengârenk açıvermiş çiçekler”…

Alışveriş dönüşü bizim sokağın başında ayaküstü mola veren iki kadından biri, ötekine:

– Farkında mısın? dedi; şu sokak nasıl da güzel kokuyor. 

Balkanlardan Balkonlara yazısına devam et

‘Sallamamak’!

Bedenimizin üst deri hücrelerinden her gün kaç tanesi koparak gözle görülmeyen zerrecikler hâlinde havada kayboluyor dersiniz?

Murakami’nin “1Q84” romanında (Doğan Kitap, sayfa 674) okuyunca gözlerimize inanamamıştık:

Kırk milyon tane.

Bunun bir anlamı,  birbirimizin bedenini soluyor oluşumuz. (Düşünün; sevdiklerimizle birlikte günahımız kadar sevmediğimiz insanlardan kopan zerrecikler ağzımızda, burnumuzda, akciğerlerimizde.)

İkincisi, üst deri hücrelerimizdeki gündelik yenilenme, uzun erimde bizi yaşlanmaktan koruyamıyor.

‘Sallamamak’! yazısına devam et