Aylık arşivler: Haziran 2016

Türkçetele -3

Paris’te geçen ay, geniş çaplı bir polis gösterisi yapılmıştı. CNN Türk’ün 18 Mayıs 2016 günkü bir haber bülteninde yürüyüş, şu uzun başlıkla ekrana yazıldı:

“Sokakta ardarda yaşanan olaylar sonrası polis de eyleme geçti”

Başlıktaki “ardarda” yinelemesi, bir değil iki yazım (imla) yanlışı birden içeriyor.

1- İkilemeler (dolayısıyla da ‘yinelemeler’) ayrı yazılır: çoluk çocuk, güçlü kuvvetli, göz göze, diz dize…

2- Yukarıdaki başlıkta, ayrı yazılması gereken yinelemenin ilk sözcüğü sert ünsüzle biter: art… İkinci sözcüğün sert olan son sesi (t) ise ünlü harfle biten ek aldığı için yumuşayıp “d” olur:

“Art arda…”

Türkçetele -3 yazısına devam et

Türkçetele -2

“De – da”nın nerede ek, nerede bağlaç, ne zaman ilgeç (edat) olduğu konusunda gazete ve TV’lerimizde ‘rivayet muhtelif’!

İşte, Halk TV’den bir başlık:

“Zarrab soruşturmasında Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Fikret Ormanda var.”

Bu tümcede, “Orman” soyadına bitişik yazılan “da”; ‘dahi, bile’ anlamlarında bağlaç. Dolayısıyla ayrı yazılmalı; “Fikret Orman da…”

Türkçetele -2 yazısına devam et

Türkçetele -1

Başlıktaki sözcüğü, şaka yollu biz uydurduk. Hep sevgili meslektaşlarımız uyduracak değil ya! Açılımına, ister yıllardır tutmaya çalıştığımız ‘Türk medyasındaki Türkçe yanlışları çetelesi’ deyin, ister ‘televizyoncu Türkçesi’; aynı kapıya çıkar!

‘Türkçetele’ye, güncel ramazan haberleriyle başlayalım…

Türkçetele -1 yazısına devam et

Derin Kaygıdan Umuda

Yeni hükümetin Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bakanlığının adını “Maarif (Vekâleti)” olarak değiştirmek istiyormuş.

İlk anlamı ‘bilgi ve kültür’, ikinci anlamı da ‘öğretim ve eğitim dizgesi’ olan  “maarif”, Arapça kökenli bir sözcük.

“Millî eğitim”i ulusal olmaktan tümüyle çıkarıp “ümmetçi” yapmaya kararlı bir iktidarın ‘nazır’ına (!) da Arapçayı Türkçeye yeğ tutmak yakışır!

Derin Kaygıdan Umuda yazısına devam et

Fatih ile Doku Uyuşmazlığı

Topkapı Sarayı’nı gezenler bilir; Osmanlı’nın en parlak dönemlerine ev sahipliği yapmış olmasına karşın bu yapılar topluluğu, son derece mütevazıdır. Göçebelikten yerleşik düzene geçmiş bir toplumu yöneten padişah ve çevresinin, gücünü göstermek için şaşaaya gereksinim duymadığının kanıtı gibidir.

Dolmabahçe Sarayı ise tam tersine barok – rokoko karışımı, aşırı gösterişli mimarî biçem ve süslemelerin altına “Osmanlı’nın çöküş döneminin gizlenmesi” için inşa edilmiş bir ‘züğürt kibarlığı’ anıtıdır sanki! Dolmabahçe’nin elçi kabul salonu daha da çarpıcıdır; kristal avizelerden yansıyan parlak ışıklar, yerdeki görkemli halının kırmızı rengini daha da göz kamaştırıcı kılmaktadır. Elçilerin, önünde uzun süre bekletildikleri kapı özellikle yarı aralık bırakılmaktadır ki adamlar bu görüntü karşısında ego’ları ezim ezim ezilmiş durumda huzura çıksınlar. Ve ülkelerine dönünce de yöneticilerine Osmanlı’nın (Batı tarafından kıskanılası) gücünü anlatsınlar!

Fatih ile Doku Uyuşmazlığı yazısına devam et